Acılar – Mucizeler

Aygen Aytaç

‘Bu şiddeti doğuran ne? Cehalet ve Nefret – Yani Öğrenmenin ve Düşünmenin tam zıttı… Rasyonel aklın temelini oluşturan öğrenme ve düşünme olmazsa, dünya ayakta kalamaz. Her iyi niyetli insan, öğrenmeyi ve düşünmeyi içselleştirmeli. Herkes, sıkıcı olmak pahasına, tekrar tekrar, aklın şiddete galip geleceği bir dünyada ısrar etmeli.’

Ünlü Besteci Leonard Bernstein, 1963 yılında eski Amerikan Başkanı John F. Kennedy’nin öldürülmesinden sonra New York’ta, birçoğu sanatçı ve yazarlardan oluşan binlerce kişiye hitaben yaptığı konuşmada böyle diyordu. Bu konuşmadan 50 yıl sonra, dünyanın ve özellikle Türkiye’nin, çatışmalar ve terörün yol açtığı acılarla felce uğradığı bir dönemde, Bernstein’in, şiddete yol açan cehalet ve nefretin panzehri olarak gösterdiği öğrenme ve düşünme her zamankinden daha anlamlı ve gerekli gibi görünüyor.

Örneğin, şiddete başvuranlar, ne kadar mucizevi varlıklar olduklarını öğrenebilselerdi, hayat hakkında, insan hakkında, tüm canlılar hakkında yaşamın değerini bilecek kadar bilgi edinebilselerdi, dışlanmış hissetmeyip, okuyabilseler, iş bulabilseler, tüm potansiyellerini kullanabilselerdi, küçükken onlara bir Einstein, bir Mozart, bir Marie Curie olabilecekleri söylenseydi, hayallerini gerçekleştirmeleri için önlerine imkanlar sunulsaydı, farklı kentlerden ülkelerden arkadaşlar edinselerdi, onların da kendileri gibi, doğa harikaları olduğunu düşünselerdi, hiç başkalarına zarar verebilirler miydi?

Bu yaklaşım size, Türkiye konjonktüründe fazla romantik geldiyse, o zaman size İkinci Dünya Savaşı’nda, Avrupa’da her şehir bombalanırken, Paris’in neden bombalanmadığını söyleyeyim. Çünkü Paris’i bombalamaya gönderilen Alman pilotun, bu şehirde bir arkadaşı vardı ve emirlere uymayarak, Paris’i bombalamadan geri döndü. Yukarıda saydığımız şeylerden sadece biri, farklı yerlerden arkadaşlar edinmek bile, hiç de romantik olmayan şiddetli bir savaşın ortasında, koca bir şehrin yara almadan kurtulmasına neden olmuştu.

Bu yüzden, öğrenmek, düşünmek, her düzeyde herkesle güzel ilişkiler kurmak çok önemli. Eğitim sistemimizi, bu değerleri aşılayacak biçimde şekillendirmeliyiz. Fransa’nın başkentinin Paris olduğunu ezberletmek yerine, gençlere insani değerleri aşılamalı, hayatın mucizelerini göstermeli ve Fransız, Amerikalı, Suriyeli, Iraklı arkadaşlar edinmelerini salık vermeliyiz.

‘Eğitim Şart Edebiyatı’ndan Çağdaş Eğitime

Dünyada tüm çocukların okula gitmesi için harcanan çabalar, bu çabaların başlangıcından yüz yıl sonra, daha yeni yeni sonuç vermeye başladı. Örneğin Türkiye’de son yıllarda okullaşma oranında artış olsa bile, hala 15-24 yaş arası gençlerin yüzde 4’ü okuma-yazma bilmiyor. Aynı yaş grubunda, okuma-yazma bilmeyen genç kadınların oranı ise yüzde 6. Dünyadaki teknolojik ilerlemelerin, okuyanları bile geride bıraktığı, belirsizliklerle dolu bu dönemde, herkesin eğitim almasını sağlamak dahi yeterli görünmüyor; eğitimin arttırılması ve daha kaliteli, daha çağdaş hale getirilmesi gerekiyor.

OECD’nin 2000 yılından bu yana düzenli olarak yaptığı Uluslararası Öğrenci Değerlendirmesine (PISA) göre, eğitimli nüfusa sahip ülkeler, uzun vadede ekonomilerini de iyileştiriyorlar. Örneğin, petrol üreticisi ülkeler, doğal zenginliklerini, paraya ve tüketime dönüştürebildikleri halde, gelecekte ekonomilerini ayakta tutacak yetenekli iş gücüne sahip görünmüyor. Son olarak 2012 yılında yapılan PISA Araştırması’nda, bu tür zengin ülkelerin, öğrencilerini, en azından temel bilgilerle donatması halinde, kişi başına düşen milli gelirlerinin yaklaşık beş kat artacağı öngörülüyor. Yani eğitim, sadece öğrenciler için fırsat, iyi para ve iş imkanı anlamına gelmiyor, kalkınma açısından da büyük önem taşıyor.

PISA Araştırması, tüm ülkelerde, eğitimsiz kişilerin, sağlık durumlarının, diğerlerine göre daha çok bozulduğunu, bu kişilerin, diğer vatandaşlara daha çok şüpheyle baktığını ve siyasi süreçte kendilerini etken değil, edilgen kişiler olarak gördüklerini ortaya koyuyor. Vatandaşlarını gerekli yeteneklerle donatmayan ülkelerin, bu yüksek teknoloji çağını takip etmesinin zor olduğu belirtilen raporda, gençler için daha çok imkan ve fırsat yaratmanın, artık sadece klasik resmi eğitimle mümkün olmadığı da vurgulanıyor.

Türkiye dahil, birçok ülkede, milyonlarca üniversite mezunu işsiz varken, işverenler ihtiyaç duydukları yetenekte gençler bulamamaktan şikayet ediyor. Ülkelerin eğitimin tüm nimetlerinden faydalanabilmesi için, eğitim sistemlerini, hızla değişen dünyaya uydurmaları gerekiyor.

Geçmişte eğitim, bilgi ezberletmek olarak görülüyordu. Bugün hala birçok okulda böyle görülmeye devam ediyor. Ama çağa uygun olan eğitim, öğrencilere, giderek daha belirsizleşen, hızla yenilenen dünyada yol almalarını sağlayacak yetenekler kazandırmak anlamına geliyor.

Bugün her türlü bilgiye, bilgisayarlardan ulaşmak mümkün… Dolayısıyla küresel ekonomi, artık çalışanlarını bildiklerine göre değil, ‘bildikleriyle ne yapabildikleri’ne göre değerlendiriyor. Yani, değerler, yaratıcılık, sorgulama ve bilgiyi bilgeliğe dönüştürecek çalışanlar aranıyor artık. Eğitimin, öğrencilere düşünmeyi, çalışmayı, teknolojiyi kullanmayı öğretmesi ve başkalarıyla işbirliği yapmak, ortaklıklar oluşturmak için sosyal ve duygusal yetenekleri geliştirmesi gerekiyor. Ve tabii küresel dünyada bu ilişkilerin kurulmasını kolaylaştıracak, bilimsel, edebi, sanatsal, teknolojik kaynakların yazıldıkları dilde okunmasını sağlayacak dil eğitimine odaklanması gerekiyor.

Klasik eğitmenler, hala bir problemi, küçük parçalara ayırarak çözmeyi öğretirken, bugün iş dünyasında, birbiriyle ilgisiz parçaları birleştirilerek bir sonuca varabilmeye önem veriliyor. Çalışanların, teknik bilgiye sahip olmaktan çok, meraklı, açık fikirli ve görünüşte alakasız gibi görünen fikirler arasında bağlantı kurabilen kişiler olması isteniyor.

Klasik eğitimde, her öğrenci kendi kendine öğreniyor ve bireysel olarak değerlendiriliyor. Ama bugün teknoloji ilerledikçe, birbirine bağımlılık ve başkalarıyla çalışmanın önemi artıyor. Artık öyle tek başına yapılan icatlar neredeyse yok. Çoğu yenilik, paylaşım ve işbirliğinden doğuyor. Okulların, bu yeni gerçekleri eğitim programlarına dahil etmesi, öğrencilerini başka kültürlerden, başka milletlerden öğrencilerle birlikte çalışmaya, üretmeye hazırlaması gerekiyor.

Kısacası, gençler için yapılabilecek, söylenebilecek bu kadar çok şey varken, artık ‘gençlerin, şiddetten, sigaradan, alkolden korunası, tüm bunların ağına düşebilecek zavallı varlıklar’ olarak görülmesine bir son vermek gerekiyor. Zira, sadece gençler risk altında değil ya da ayrımcı, şiddeti teşvik eden fikirlere sadece gençler maruz kalmıyor bu ülkede ya da dünyada… Gençlerin içinde bulundukları ve ‘oluşturdukları’ riskle baş edebilmek için, önce toplumun genelinde birbiriyle iç içe geçmiş yoksullukları, eşitsizlikleri, dışlanmaları bertaraf etmek gerekiyor. Gençleri, ‘riskli grup’ olarak adlandırıp, kısır, hiçbir işe yaramayan politikalar üretmek yerine, gençlerin kendilerini gerçekleştirmelerini engelleyen, kendi ülkelerinde ve dünyada onları zayıf çaresiz kılan, yapayalnız ve geride bırakan sistemik eşitsizlikleri ve dezavantajları azaltmak gerekiyor. Eğitime, tüm toplumu dahil etmek gerekiyor.

 

Kaynaklar:

(2012) Student Performance in Mathematics, Reading and Science-PISA Results, OECD

(2013) Bernstein, The Leoanrd Bernstein Letters

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s