Karın doyunca yoksulluk bitiyor mu?

 

Screen Shot 2016-03-18 at 20.20.23
Maç için İspanya’ya giden Hollandalı taraftarların verdiği sadaka karşılığında şınav çekmeye zorlanan yoksul mülteci kadınlar
Aygen Aytaç

Önümüze çıkan sokak hayvanlarının durumunu iyileştirmek için onlara yemek ya da sıcak bir yer verebiliriz, hatta hastaysa veterinere de götürebiliriz. Bunun için, çok okumuş, çok gezmiş, çok bilmiş olmak, politika yapıcı ya da devlet büyüğü olmak gerekmiyor. Peki bu böyleyse, Türkiye gibi bir ‘ekonomik gücün’ yoksulluk politikasının, gıda ve yakacak yardımından, duruma göre barınacak bir yerden ve yine duruma göre iyi-kötü bir sağlık hizmetinden öteye geçmesini beklememiz gerekmez mi?  Türkiye’de herkesin üzerine basa basa telaffuz ettiği ‘vicdan’, giderek derinleşen  yoksulluk sorununu çözmeye yeterli mi?

Acaba, yoksulluk algımız mı, bizi, ‘yardım eli uzatmak’ gibi kestirme çözüm yollarına iten? Halbuki dünyadaki birçok yoksulluk araştırması, istenmeyen, sevilmeyen, itilen kakılan, herkes tarafından yok sayılan kişi olmanın, yiyecek bir şeyi olmamaktan çok daha büyük bir açlık/acı, çok daha büyük bir yoksulluk olduğunu gösteriyor.

Dünya Bankası’nın 1999 yılında 60 ülkede 60 bin kişiyle konuşarak hazırladığı ‘Yoksulların Sesi’ Raporunda, kendini ‘yoksul’ olarak tanımlayanların, yoksulluğu çok farklı şekillerde tanımladığı görülüyor. Yoksulluk, kimine göre, ‘şu anda hayatta kalmayı düşünmekten geleceği düşünememek’, kimine göre, ‘sosyal hizmetlerden yararlanmaya çalışırken ayrımcılığa uğramak’, kimine göre, ‘şiddet’…

Dolayısıyla, bizce yoksul olan tanıdıklarımıza, para ya da erzak yardımı yaparak, yoksulluğu gidermek mümkün değil gibi. Hatta, durumu bundan ibaret görmek, geçtiğimiz günlerde, maç için İspanya’ya giden Hollandalı taraftarların bir meydanda yoksul mültecilere para atması kadar utanç verici[1]. Nasıl ki, o mülteci kadınlara insan muamelesi yapılmasını bekliyoruz, onların da hayalleriyle, değer verdikleri, ihtiyaç duydukları şeylerle, üzüntü ve mutluluklarıyla insan olduğunu düşünüyoruz, yoksulların da, paradan erzaktan başka ihtiyaçları olabileceğini, bizim sadakamızdan, vicdan gösterilerimizden daha fazla seçeneğe ihtiyaç duyduğunu ve insan oldukları için daha fazla seçeneği hakettiğini bilmeliyiz.

Ne yazık ki, uzun yıllar tüm dünyada yoksulluk sınırları, hep açlık, karın doyurma kriterlerine göre belirlendi. Türkiye gibi bazı ülkelerde hala böyle değerlendiriliyor. Çeşitli kuruluşlarca her ay, Türkiye İstatistik Kurumu tarafından da belirli aralıklarla açıklanan yoksulluk verileri, hep ailelerin ne kadar parayla doyabildiğiyle ilgili. Ailenin gelirine ve harcamasına dayalı veriler… Tam da bu yüzden, Türkiye, 2010 yılına kadar genelde bu parasal verilere göre hazırlanan Küresel İnsani Yoksulluk Endekslerinde yer aldığı halde, 2010’dan bu yana, çok daha kapsamlı yoksulluk göstergeleriyle oluşturulan Küresel Çok Boyutlu Yoksulluk Endeksi’nde[2] yer almıyor, zira Türkiye’de toplanan yoksulluk verileri, bu çok boyutlu yoksulluk endeksinin dikkate almadığı parasal verilerden oluşuyor.

Bu da, yoksulluk politikalarının, el yordamıyla, bir gün burada öteki gün şurada karşımıza çıkan yoksulları doyurarak, uygulanmasına yol açıyor. Çünkü, ne yoksulluğun adresiyle ilgili bilgi toplanıyor, ne de nasıl yaşandığı ve yoğunluğuyla. Özetle, Türkiye’deki yoksullukla mücadele anlayışının, ‘ekonomi büyürse, tüm sorunlar kendiliğinden hallolur’ anlayışının ötesine pek fazla geçemediğini görüyoruz. (Ekonomik büyümenin neden otomatik olarak gelişmeye yol açmadığını anlatan yazımız için tıklayınız.)

UNDP’nin 2010 yılına kadar yayımladığı İnsani Yoksulluk Endeksleri de, genelde halkın gelirine, belli bir yaşa kadar yaşama olasılığına, okur-yazarlık oranına ve çocuk ölüm oranlarına bakılarak hesaplanıyordu. 2010 yılından bu yana ise, çok boyutlu bir kavram olarak ele alınan yoksulluğu hesaplamak için, yoksulların, beslenme, çocuk ölümleri, okullaşma, temiz suya erişim, hijyenik koşullar gibi, yoksun oldukları 10 alandaki durumları inceleniyor. İnsanlar, bu 10 alanın üçte biri kadarında yoksunluk çekiyorsa, ‘çok boyutlu yoksul’ olarak görülüyor.

Çok Boyutlu Yoksulluk Araştırması, hem yoksulların toplum içindeki oranının, hem de nelerden yoksun olduklarının ortaya çıkmasını sağlayan, sadece ulusal değil, bölgesel düzeylerde de yapılabilen bir çalışma. Oxford Yoksulluk ve İnsani Gelişme Girişimi tarafından geliştirilen Çok Boyutlu Yoksulluk Endeksi, 2010 yılında, İnsani Gelişme Raporlarıyla birlikte yayımlanmaya başladı.  Oxford Üniversitesi her yıl ayrıca, küresel çok boyutlu yoksulluk haritaları  yayınlıyor.  Bu interaktif web sitesi, yerel verilerin girilerek, çok boyutlu yoksulluğun hesaplanmasına da olanak sağlıyor.

Kişi başına düşen milli bozuk para:

Oxford Üniversitesi’nin yaklaşık yüz ülkede, 884 bölgeyi kapsayan araştırması, bu bölgelerden 53’ünde, insanların yüzde 90’ının çok boyutlu yoksulluk içinde yaşadığını, ama 150 bölgede çok boyutlu yoksulluk içinde yaşayanların oranının %5 olduğunu gösteriyor.

Ne yazık ki, klasik ulusal veriler, bu önemli ayrıntıları göstermeye yetmiyor, dolayısıyla yoksullukla mücadele yolunda harcanan emek ve paralar, hedefin tam olarak belli olmaması yüzünden boşa gidebiliyor.

Ayrıntılı bir yoksulluk haritası çıkarmak, en yoksul grupları, bölgeleri ve bunların en yoksun oldukları alanları belirlemek, bu kesimlere yönelik politikaların çok daha verimli olmasına, düzenli aralıklarla gelişmenin gözlemlenmesine, ona göre yeni programlar belirlenmesine yol açar. Aksi halde, sadece iyi gibi görünen, genel, ulusal verilerle bu politikaları belirlemek ve hedefe uygun hale getirmek mümkün görünmüyor.

Her ölçüt gibi, mutlaka çok boyutlu yoksulluk endeksinin de zayıf noktaları var. Ancak çok boyutlu ölçümün, tek boyutlu ölçümlere göre avantajı, yoksulların daha ince bir elemeyle belirlenmesi ve yoksulluğu gidermeye yönelik politikaların daha ayrıntılı biçimde belirlenmesini sağlaması… Üstelik, çok boyutlu araştırmalar, her ülkenin kendi şartlarına göre yapılabilir, ülkeye göre yoksunlukların ağırlıkları değiştirilebilir, politikalar buna uygun olarak belirlenebilir.

Türkiye, henüz resmi olarak bu çok boyutlu yoksulluk araştırmasına geçmese de, internette yapılan üstünkörü bir arama, birçok akademisyenin, bu konuda çalışmalar yaptığını, tezler yazdığını gösteriyor. Örneğin, Ayşenur Acar’ın Türkiye’de çok boyutlu yoksulluk araştırması, eğitimin seviyesinin artmasının, çok boyutlu yoksul olma ihtimalini azalttığını ve eğitim politikasının, yoksullukla mücadelenin merkezine oturtulması gerektiğini gösteriyor.[3]

Aslında Türkiye’nin resmi düzeyde ihtiyacı olan şey, yeni bir yöntem bulmak ya da aynı kıtaları yeniden keşfetmek değil. Çünkü uluslararası ve ulusal düzeyde çok boyutlu araştırmaları Türkiye’de uygulayabilecek bir dolu uzman var. Önemli olan, yoksullar konusundaki algıyı, vizyonu değiştirebilmek. Araştırmalar, hedefe yönelik politikalar ve başarı bu görüş değişikliğinden sonra nasılsa gelir.

Yoksulluk ve eşitsizliklerin günümüzde daha önce eşi benzeri görülmemiş biçimde artması, bu algı ve vizyon değişikliğini her zamankinden daha acil kılıyor. Kalkınma teorilerinin ve politikalarının yoksulları, içinde bulundukları ümitsiz çıkmazdan kurtarmaya yardımcı olması gerekiyor.

Buna her insanın seçeneklerinin olması gerektiği açısından bakamıyorsak, kendi çıkarlarımız açısından da bakabiliriz. Dünyadaki birçok çatışmaya, şiddet olayına, aşırı yoksulluğun, umutsuzluğun, kaybedecek hiçbir şeyi olmamanın yol açtığı bir sır değil. Dünyada 85 kişinin toplam geliri, dünya nüfusunun yarısının toplam gelirine eşit, yani dünyanın yarısı, uçaklara, jetlere, cam binalara aşağıdan bakarken, para hiç olmadığı kadar kutuplaşmışken, daha başka insani trajedilerin yaşanması işten değil.

Ne birkaç jetimizle, ne de kişi başına düşen milli gelirimizle övünebilecek durumdayız. Zira, çoğunluğun başına ya ateş düşüyor ya da İspanya’daki mülteci kadınların başına düştüğü gibi, bozuk para

 

[1] Bknz: http://www.bbc.com/turkce/spor/2016/03/160315_psv_tepki

[2] Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı UNDP’nin 2010 yılından bu yana her yıl, Küresel İnsani Gelişme Raporu ve İnsani Gelişme Endeksi ile birlikte yayımladığı Çok boyutlu Yoksulluk Endeksi. İlk olarak Meksika 2009 yılında çok boyutlu yoksulluk verileri toplamaya başladı. Son 6 yılda yoksulluk verilerini bu şekilde toplayan ülkelerin sayısı 101’e yükseldi. Bu da dünya nüfusunun dörtte üçüne, 5,2 milyar insana denk geliyor.

[3] Acar, Ayşenur (2014) “The Dynamics of Multidimensional Poverty in Turkey“, BETAM Working Paper #014.

Ayşenur Acar and Cem Başlevent (2014) “Examination of the Transitions of Households into and out of Poverty in Turkey“, BETAM Working Paper #015.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s